Kapadokya, her yıl dünyanın dört bir yanından yüz binlerce gezgin tarafından ziyaret edilen Türkiye’nin en önemli turistik yerlerinden biridir. Kapadokya, İç Anadolu bölgesinde Aksaray, Nevşehir, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerini kapsayan, peribacaları ve eşsiz bir tarihi ve kültürel miras ile karakterize olağanüstü doğa harikalarına sahip bir bölgedir.

 

Kapadokya’nın jeolojik oluşumu, birbiriyle çelişen iki doğal kuvvetin sonucudur. Bunlardan biri de Erciyes, Hasan dağı ve Güllü Dağ dağlarının volkanik püskürmeleriyle bölgenin lav, kül, tüf ve volkanik kalıntılarla kaplanmasıdır. İkinci güç, volkanik birikim sona erdikten sonra başlayan toprak erozyonudur. Kapadokya’ya bugünkü görünümünü veren erozyonun nedenleri rüzgarlar, nehirler ve yağmurlardır. Kapadokya’nın doğal oluşumunun diğer faktörleri, keskin sıcaklık değişimleriyle bölgenin iklimi ve dağların eriyen karlarıdır. Sıcaklıktaki bu keskin değişimler, yağmur sularıyla dolu kayalarda yarılmalara yol açtı. Bu yarıklar kışın donduğu için kayalar çatlamış ve ayrılmıştı.

 

Ünlü Kapadokya vadilerinin oluşumunda Kızılırmak nehrine dökülen Nevşehir ve Damsa çayları büyük rol oynamıştır. Yayla yüzeyindeki yarıkları dolduran yağmur suları, akarsuları ve nehirleri doğurdu. Volkanik kalıntılar ve aşınmış toprak, bazen volkanik yüzeyi o kadar keskin kesen nehirler tarafından sürüklendi ki, ayrı tepeler oluştu.

 

İlk insan yerleşimleri tarih öncesi dönemlerde, insanların vahşi hayvanlardan ve düşmanlardan korunmak için volkanik tüf kayalarına şehirler kurdukları zaman başlamıştır. Kapadokya’da en büyükleri Derinkuyu ve Kaymaklı olmak üzere birçok yeraltı şehri bulunmaktadır.

 

Kapadokya, Asur, Hitit, Frig, Pers, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapmıştır. Kapadokya, Hristiyan dininin yayılma dönemlerinde en önemli yerlerden biriydi. Hristiyan dininin yayılmasını önlemek isteyen Romalı askerlerden kaçmaya çalışan ilk Hristiyanlar, saklanmaya uygun olan Kapadokya’ya yerleştiler.

 

Kapadokya köyleri, yumuşak volkanik kayaları ev, kilise ve manastırları oymak için kullandılar. Göreme, MS 300-1200 yılları arasında bir manastır merkezi olmuştur. Göreme’de ilk yerleşim dönemi Roma dönemine kadar uzanmaktadır. Göreme’deki Yusuf Koç, Ortahane, Durmuş Kadır ve Bezirhane kiliseleri, Uzundere, Bağlıdere ve Zemi vadilerinde kayalara oyulmuş evler ve kiliseler, bugün görebildiğimiz tarihin örnekleridir. Göreme Açık Hava Müzesi, Kapadokya’daki manastır topluluklarının en çok ziyaret ettiği yerdir ve aynı zamanda Türkiye’nin merkezindeki en ünlü turistik yerlerden biridir. Kompleksin tamamı, bazıları içinde muhteşem fresklere sahip, 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar uzanan 30’dan fazla kayaya oyulmuş kilise ve şapel içermektedir.

1 Response
  1. Fatima Rahbar

    Kapadokya… Anadolu’nun ortasında farklı bir gezegen… Vadilerinde kanyon kanyon dolaşırken gezenlere yaşadıkları dünyayı unutturabilecek kadar güzel bir hayal ülkesi… Kimilerinin fantastik öykülerin düşsel mekanı diye nitelendirdiği bir diyar… Kimilerine göre ise bilim kurgu filmlerine ilham verecek mekanların beşiği…

Leave a Reply

Ekle